Kusursuz Olma Çabası Nasıl Hayatımızı Felç Ediyor? Mükemmeliyetçilik ve Erteleme Döngüsü
Bir işe başlamak için her şeyin “tam olarak hazır” olmasını beklediğiniz oldu mu? Kafanızda harika bir proje vardır, bir spor düzenine başlamak istiyorsunuzdur ya da hayatınızla ilgili önemli bir karar alacaksınızdır. Ancak o ilk adımı bir türlü atamazsınız. Hep bir şeyler eksiktir; ya doğru zaman değildir, ya yeterince odaklanamamışsınızdır ya da şartlar henüz olgunlaşmamıştır. Sonunda kendinizi yine telefon ekranını kaydırırken veya asıl yapmanız gereken iş dışındaki her şeyle uğraşırken bulursunuz.
Dışarıdan bakan biri, hatta bazen kendiniz bile bu durumu “tembellik” ya da “iradesizlik” olarak etiketleyebilirsiniz. Oysa terapi odasında bu döngüyü masaya yatırdığımızda, altından genellikle bambaşka bir şey çıkar: Mükemmeliyetçilik.
Kulağa tuhaf geliyor, değil mi? “En iyisini yapmak isteyen bir insan neden hiçbir şey yapamaz hale gelir?” Gelin, zihnimizin arkasında dönen bu sessiz ama yıkıcı savaşı biraz yakından inceleyelim.
“Ya En İyisi Olacak Ya Da Hiç” Tuzağı
Toplum olarak mükemmeliyetçiliği genellikle iyi bir özellik, bir başarı anahtarı gibi görmeye meyilliyizdir. İş görüşmelerinde “En kötü özelliğiniz nedir?” sorusuna gururla “Biraz mükemmeliyetçiyimdir” cevabı verilir. Ancak klinik psikolojide biz mükemmeliyetçiliği her zaman böyle masum bir motivasyon kaynağı olarak görmeyiz. Aksine, çoğu zaman hayatı durduran, insanı kendi zihnine hapseden bir pranga gibidir.
Mükemmeliyetçi zihin, dünyayı siyah ve beyaz olarak algılar. Grilere yer yoktur. Bir iş ya kusursuz olmalıdır ya da o işin hiçbir değeri yoktur. İşte tam bu noktada, o büyük korku devreye girer: “Ya yapamazsam? Ya istediğim kadar mükemmel olmazsa?”
Hata yapma, yetersiz görünme ya da başarısız olma korkusu o kadar büyüktür ki, zihin kendini korumak için dâhiyane bir savunma mekanizması geliştirir: Erteleme.
Zihnimiz içten içe bize fısıldar: “Eğer o işe başlamazsan, başarısız da olamazsın. Eğer o projeyi teslim etmeyi geciktirirsen, ‘zamanım yetmedi’ diyebilirsin. Böylece yeteneğin ya da zekan sorgulanmaz.” Yani erteleme, aslında tembellik değil; egomuzu ve kırılgan kendilik değerimizi korumak için kullandığımız bilinç dışı bir kalkandır.
Başlamak İçin “İlham” Bekleme Yanılgısı
Erteleme döngüsünün en büyük yakıtlarından biri de motivasyonla ilgili hissettiğimiz o büyük yanılgıdır. Çoğu insan, bir işe başlamak için önce canının istemesini, yani o sihirli “ilhamın” gelmesini bekler. “Bugün hiç modumda değilim, yarın daha enerjik hissettiğimde başlarım” cümlesini kaç kez kurduk?
Gerçek şu ki, o mükemmel an ya da o muazzam enerji dalgası hiçbir zaman kendi kendine gelmeyecek. İnsan psikolojisi tam tersi bir prensiple çalışır: Eylem motivasyonu yaratır, motivasyon eylemi değil.
Siz o masanın başına oturup, canınız hiç istemese de ilk kelimeyi yazdığınızda ya da ilk ufak adımı attığınızda, beyniniz duruma adapte olmaya başlar. Hareket ettikçe direnç kırılır ve bir süre sonra kendinizi sürecin içinde bulursunuz. Başlamak için iyi hissetmeyi beklerseniz, sonsuza kadar o bekleme odasında kalabilirsiniz.
Bu Felç Durumundan Nasıl Çıkabiliriz?
Mükemmeliyetçiliğin yarattığı o görünmez duvarları yıkmak, bir günde olabilecek bir şey değil. Bu, kendinize dair temel inançlarınızı yavaş yavaş esnetmekle ilgilidir. Günlük hayatınızda o ilk adımı kolaylaştırmak için şu bakış açısı değişikliklerini deneyebilirsiniz:
“Yeterince İyi” Kavramıyla Tanışın
Kusursuzluk bir illüzyondur, gerçek hayatta karşılığı yoktur. Doğadaki hiçbir şey, hiçbir insan mükemmel değildir. Kendinize şu izni verin: “Bu işi harika yapmak zorunda değilim. Sadece ‘yeterince iyi’ yapmam ve bitirmem yeterli.” Unutmayın, tamamlanmış ve vasat bir iş, kafanızda duran o tamamlanmamış muhteşem projeden her zaman daha değerlidir. Çünkü ilkinin gerçek dünyada bir karşılığı vardır.
Hedefleri Mikro Adımlara Bölün
Zihnimiz büyük, belirsiz ve karmaşık görevleri birer tehdit olarak algılar. “Tez yazacağım” ya da “Evimi baştan aşağı düzenleyeceğim” gibi devasa hedefler kaygıyı tetikler. Bunun yerine hedefi parçalayın. “Bugün sadece tezin ilk paragrafını yazacağım” veya “Bugün sadece çalışma masamın üzerindeki çekmeceyi düzenleyeceğim.” Adım o kadar küçük olsun ki, zihniniz “Bunu yapmaktan kaçmama gerek yok, çok kolay” desin.
İlk Taslağın Kötü Olmasına İzin Verin
Kendinize kötü bir iş çıkarma özgürlüğü tanıyın. Yazdığınız ilk yazı berbat olsun, yaptığınız ilk çizim komik görünsün. İlk taslaklar zaten düzeltilmek içindir. Üzerinde çalışabileceğiniz kötü bir taslak, bembeyaz ve boş bir sayfadan çok daha kolay şekil alır.
Kendini geliştirmek, her zaman daha fazlasını yapmak, hep kusursuzun peşinde koşmak demek değildir. Bazen kendini geliştirmek; kendi sınırlarını, insan olmanın getirdiği o doğal kusurları kabul edip, “bu halimle de denemeye değerim” diyebilmektir. Bugün kendinize bir iyilik yapın. Ertelediğiniz o iş her neyse, onun en kötü, en basit versiyonunu yapmak için sadece beş dakikalığına masanın başına oturun. Sadece başlayın, gerisi zaten gelecektir.