İç Sesimiz Neden Bu Kadar Acımasız? Kendimize Şefkat Göstermeyi Öğrenmek
Gün içinde kafamızın içinde dönüp duran o görünmez fısıltıyı kaç kez fark ediyoruz? Sabah aynaya bakarken, iş yerinde ufak bir hata yaptığımızda ya da bir arkadaşımıza göndereceğimiz mesajı biraz geciktirdiğimizde arka planda hep konuşan biri var. İşin garip tarafı, bu sesin tonu genellikle bir dostun değil, bizi sürekli açığımızı yakalamak için izleyen acımasız bir müfettişin sesine benziyor.
Kliniğe gelen danışanlarımla konuşurken sıkça karşılaştığım ortak bir manzara vardır: Kendine son derece kibar, dışarıya karşı inanılmaz anlayışlı ve hoşgörülü olan insanlar, konu kendi hatalarına geldiğinde adeta birer cellada dönüşürler. En yakın arkadaşımız benzer bir hata yapsa ona sarılır, “Önemli değil, insanlık hali, halledersin” deriz. Ama aynı hata bizim başımıza geldiğinde içimizdeki ses çoktan hükmü vermiştir: “Yine batırdın, zaten neyi doğru yaptın ki?”
Peki, neden kendimize karşı bu kadar acımasızız? Ve daha da önemlisi, bu sesin hayatımızı sabote etmesine nasıl engel olabiliriz?
Kendini Kamçılayarak Başarılı Olacağına İnanma İllüzyonu
Pek çoğumuz çocukluğumuzdan beri içten içe bir inanç taşırız: “Eğer kendime karşı sert olmazsam, gevşerim. Kendimi sürekli eleştirmeliyim ki daha iyisini yapayım.” Bu, toplumun ve başarı odaklı modern dünyanın bize dayattığı en büyük illüzyondur. Kendimizi eleştirmeyi, bir tür “kendi kendini disipline etme” mekanizması olarak görürüz. Oysa psikolojide bunun tam tersinin çalıştığını biliyoruz.
Sürekli cezalandırılma ve eleştirilme korkusuyla yaşayan bir zihin, kronik bir stres altındadır. Beynimiz bu duruma fiziksel bir tehdit varmış gibi tepki verir; savaş ya da kaç moduna geçer. Sürekli tehdit altında hisseden bir insan ise yeni adımlar atamaz, risk alamaz ve hata yapmaktan o kadar çok korkar ki bir süre sonra eylemsizliğe (procrastination / erteleme hastalığına) sürüklenir. Yani, kendinize gösterdiğiniz o acımasızlık sizi daha başarılı yapmaz; aksine sizi felç eder, olduğunuz yere çiviler.
Öz Şefkat Bencilce Bir Şımarıklık mıdır?
“Öz şefkat” terimini ilk duyduğunda birçok insanın aklına şu soru gelir: “Kendime bu kadar acırsam, hatalarımı görmezden gelirsem tembelleşmez miyim?”
Burada çok büyük bir kavram karmaşası yaşıyoruz. Kendine şefkat göstermek, hatalarının üstünü örtmek, kendini kurban ilan etmek ya da bencilce bir şımarıklık içinde yaşamak demek değildir. Tam aksine, acı çekerken veya başarısız olmuşken kendinize tıpkı sevdiğiniz bir çocuğa yaklaştığınız gibi yaklaşabilmektir.
Hata yaptığınızda bunu olgunlukla kabul edip, kendinizi yerin dibine sokmadan, “Evet, şu an işler yolunda gitmedi, üzgünüm ve kırgınım ama bu benim değersiz olduğum anlamına gelmez” diyebilme becerisidir. Şefkat, kendimizi acımasızca kamçılamayı bırakıp, yaralarımızı sararak yola devam edecek gücü kendimizde bulmaktır.
İçimizdeki Yargıcı Susturmak İçin Pratik Adımlar
Kafamızın içindeki o yargıcı tamamen yok etmek, gerçekçi bir hedef değil. O ses hep orada olacak çünkü zihnimiz bizi tehlikelerden korumak için programlanmıştır ve bazen aşırı korumacı davranarak bizi incitir. Ancak o sesin ses seviyesini kısmak bizim elimizde. İşte günlük hayatınızda uygulayabileceğiniz birkaç temel yaklaşım:
1. Sesi Fark Edin ve Etiketleyin
Kendinizi suçlarken yakaladığınız an durun. O düşünceyle aranıza biraz mesafe koyun. “Ben başarısız biriyim” demek yerine, “Şu an zihnim bana başarısız olduğumu söylüyor” deyin. Bu küçük dilsel değişim, o acımasız sesle özdeşleşmenizi engeller ve size nefes alacak bir alan açar.
2. “Çift Standart” Testini Uygulayın
Kendinize söylediğiniz o ağır cümleyi hayalinizde en sevdiğiniz insana, dostunuza ya da çocuğunuza söylemeyi deneyin. Söyleyemediniz, değil mi? Boğazınız düğümlendi. O halde neden kendinize bu kadar kolay söyleyebiliyorsunuz? Kendinize de en azından bir yabancıya gösterdiğiniz asgari nezaketi göstermeyi borçlusunuz.
3. İnsan Olmanın Doğal Kusurluluğunu Kabul Edin
Mükemmeliyetçilik, modern zamanın en büyük psikolojik tuzaklarından biridir. Sosyal medyanın da etkisiyle herkesin hayatının harika, sorunsuz ve hatasız ilerlediğini düşünürüz. Oysa acı çekmek, hata yapmak, bazen her şeyi eline yüzüne bulaştırmak insan olmanın en temel ortak paydasıdır. Yalnız değilsiniz; herkes düşüyor, herkes bazen ne yapacağını bilemiyor.
Kendinizi anlamak ve geliştirmek, kendinizi baştan yaratıp kusursuz bir robot haline getirmekle olmaz. Kendini geliştirmek; en zayıf, en kırılgan ve en hatalı anlarınızda bile kendinizin elinden tutabilme cesaretini göstermektir. Bugün kendinize bir iyilik yapın ve içinizdeki o sert eleştirmenin sesini duyduğunuzda, ona sadece sessizce eşlik edin, söylediklerine inanmak zorunda değilsiniz.